BLOG:hopelesslife

0 yorum var - 05 Ağustos 2008 21:59

Paran kadar adammışsın!!!!

63 yorum var - 12 Şubat 2008 03:32

ün güzelliği gelince anlaşılır..
O sonda solsa bile o güzellik görenin içinde saklı kalır..

4 yorum var - 03 Şubat 2008 00:37

Sevinçlerin belli etmeyen ölçüleri vardır,tatları.Sevgilerin el verdiği,yaşanmasına izin verdiği,ön ayak olduğu sevinçler.Bazılarını hiç hissedemezsin,farkına varamazsın bazen..Ve bazıları vardır,ufak serzenişlerle kalbine dokunur.Gülümseme gereği duyarsın,hatta elinde olmadan gülümsersin bazen kimse yokken etrafında.Yalnızlıklarda kendi kendine konuştuğun ve sana arkadaşlık eden sevgilerdir..Seni dinleyen ve mutsuz anlarda gizliden gizliye hissetmek istediğin o yüzeysel duygular.Evet yüzeysel.Kimi derin,kimi geçici ve yüzeysel..Ufak dokunuşlar yaparlar,sana kalan takip etmektir.Sonu nereye olursa olsun peşinden gitmek...

aferim16

sahte

8 yorum var - 28 Aralık 2007 11:37

Sahte insanlar

0 yorum var - 17 Aralık 2007 19:32

Neydi kaçan?Nefes almaksızın peşinden koştuğumuz,kovalamaktan yorulduğumuz,kaybetmekten korktuğumuz...
Sanki beyaz bir ışık;aslında görülemeyecek kadar uzakta ama ışığı gölgen kadar yakınında.Parlaklığı göz alıcı,kaynağı bilinmeyen bir kuytuda saklı.
Ya da bir su;manasız bir sızıntıdır görünen ama mutluluğu fark edersin berraklığında.İçmek için mutluluğun özünden alırsın avuçlarına.Sıkıca kapatırsın ellerini ama o yavaşça akıp gider avuçlarından.
Belki de bir roman;sayfalarca kalınlıkta ama bu romanda sana ait olan sadece tek bir sayfa.Ya tamamlanmamıştır bu sayfa ya da fark edersin senin olduğunu okumaya zamanın olmadığı bir anda...
Belkide bir hedef tahtasıdır;tam on ikiden vurulmayı bekleyen.Hedefe yönelir,nişan alır,atarsın okunu.Ya ıskalarsın hedefi ya da okların tükenir tam da kendine en güvendiğin anda.
Nereye kadar bu sonu gelmeyen,zamansız kaçışlar?..Aslında ne bir ışık ne bir su ne bir roman ne de bir dart...Biliyorum sensin bu!Sana söylüyorum "Hayat!"yetmedi mi yaşadığım aldanışlar,kapıldığım boş umutlar?..Ama yok artık!Saltanatın buraya kadarmış.Benden bu kadar!Sana ihtiyacım yok artık.Sen gel peşimden.Oynadığın bu kovalamacada ebe sensin bundan sonra.Unutma kuralları sen koydun.Beni yakalayabilmek için hızlı olmam gerekli.Eee...Ne diyeyim artık? RASTGELE!..Ben koşmaya başladım bile!..

2 yorum var - 01 Aralık 2007 00:59

Bana acıyı tanımlayabilir misin kadınım…? Nedir acı… Bugün yanından ayrılırken çekip canımdan çıkardığım,diğer yarımın hala sızlayan yeri mi acı…Hayatım boyunca aradığım insanın başka birine ait olması mı acı? Yapacak hiçbir şey olmaması mı acı…?İnanır mısın bunlara…
Bana gözyaşını tanımlayabilir misin sevdiğim,günlerce beklesem öptüğün yerde gelir misin bir gün…
Peki ben bekleyebilir miyim günlerce…
Tarif edemediğim bu acıyla… İçinden bir can çektiklerini düşündüğün oldu mu hiç… Gözünün önünde o canı bir “akasya ağacı”na astıklarını…
Ben o ağacın altındaki deliyim,evet öyleyim…
Günlerce, yıllarca o olmayan ağacın altında oturabilirim seninle…
Tereddütsüz.
Peki ya senin tereddütlerin?
Nerede başlar nerede biter… Nerelerde yürüyorsun,hangi ıssızlıklarda…
Geçen günlerden birinde yazmıştım yine sana,gel ıssızlığı turizme açalım…
Para etmez mi sence de…
Bu mu peki hayat,hayaller…
Rüya görüyoruz evet,son günlerde rüya mı gerçek mi diye ayıramadığım zamanlar oldu hayatımda…Bir şey yapmamıza gerek olmayan,ucuz sokaklarda ve park yerlerinde… İnsanların tükettiği onca şey varken,biz seninle gülmüyor muyduk saçma sapan yol köşelerinde… Hizmet eden bir tane garson,içecek bir yudum su yokken…
Sence ne peki aşk?
Acının yol arkadaşı,isyanın umutsuz susuşları,daima ertelenmesi gereken,daima bastırılması gereken…
Niye peki?
Bundan seneler önce berbat bir ameliyat masasında kalan bedenim inanır mı sence bu hikayeye.. Beni inandırabilir mi peki bir babayiğit!
Canım…İçimden çekip çıkartamazsın beni… İçimden çekip çıkaramazsın seni…
Onlar inanmıyor basit insani zaaflara…
İçinden bir can çektiklerini düşündüğün oldu mu hiç… Gözünün önünde o canı bir “akasya ağacı”na astıklarını…
“C” sırasında duran bir akasya ağacına…
Bu geceden sonra her gece, cep telefonuna benden bir mesaj geldiğini düşün… “Uyuyamıyorum”
Uyuyamıyorum kadınım,savaş gemilerinden kaçmıyoruz,berrak sulara atlamıyoruz,su altında öpüşmüyoruz…
Çünkü gerçekten yüzme bilmiyoruz ve boğulmaktan korkuyoruz…

5 yorum var - 28 Kasım 2007 11:11

Şehrin bütün insanları küçük bir hikayenin eviydiler adeta.Harap olmuş,yorulmuş ve içinde sineklerin uçuşup farelerin barbut oynadığı ışıksız birer evdiler.Parklar,oteller,şoseler herşey ama herşey başlayan o çılgın yalnızlığın içinde kaybolmuşlardı.Ne zaman biter,nasıl biter soruları yoktu.Ortaya çıkmıştı bir kere ve yaşanması artık kesindi.Sonra zaman terketti kenti ve insanları,onu izleyen eski ruhlar ve diğerleri herkes ama herkes terketti kenti..Anlatılamayan anlaşılamayan bir gönül yalnızlığının içine düştü kent .Öylesine çok üzüldü ki kanser olmuşcasına eskimeye başladı,yazı bitirip zaman kavramının olmadığı kışı geri getirdi.Her yağmurda ağladı,her fırtınada limanlarına kükredi,her kar yağışında sokak lambalarının altında ki banklar eskitip çöpe atttı.Kent artık paranoyak bir büyücünün eline düşmüştü.O insanların sevgisine ihtiyaçtı.Bazen kışın en çılgın vaktinde,lambalarının altında sarmaş dolaş yürüyen sevgilileri bazende parklarında oynayan çocukları özledi,yıkıldı kahroldu hiç kimseye bir şey anlatamadı.En sonunda gitmeye karar verdi.Bir tane bile eşya almadı,hiç kimseyle vedalaşamadan gözyaşlarıyla terketti orayı.Sokak lambaları o gidince tamamen boyunlarını büktüler.Artık onlarda yalnızlık bir yalnızlık abidesi,bir yalnızlıktan kalan bir kaç parça eşyaydılar sanki.Kent insanlara nazire edercesine sokaktaki lambalarına yalnızlıgını yüklemiş parktaki lambalarını ise canlılarla boğmuş gibi dimdik ve gururlu yapmıştı..
İşte o vakitten beri otoyollarda ki lambaların boynu hep bükük hem yapayalnızlar çünkü onlar gidenlerin güzergahı. İşte o vakitten beri de park lambalrının boynu dik ve mutlular çünkü altlarında her zaman bir bank ve her zaman üstünde oturan birileri vardır...

3 yorum var - 06 Kasım 2007 13:32

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

hopelesslife hakkında:

14.04.1977 doğumlu, 31 yaşında. şu an yaşadığı yer Ankara. http://vampirefreaks.com/hopeless-vampire olarak çalışıyor.